Hasretinden Prangalar Eskittim şiiriyle taht kurdu kalplere, Terketmedi Sevdan Beni diyerek sesi oldu büyük aşkların. Leylim leylim şiiriyle duyurdu aşkını kainata. Hem aşk dedi, hem kardeşlik. Kendine has bir tarz yaratarak aşka bağlı kalmadı şiirlerinde. Duvarların ardında ki yaşamları gördü, ezilmiş insanları gördü ve ses oldu, ışık oldu. Sevdi, sevildi, şiirleriyle tutundu hayata. İlham verdi yüzlerce şaire. Türk şiirinin bu büyük ustasını 94. doğum günü vasıtasıyla daha yakından tanıyalım istedim.
Bundan tam 94 yıl önce 23 Nisan 1927’de Diyarbakır’ın Hançepek semtinde dünyaya geldi Türk şiirinin çınarı Ahmed Arif. Asıl ismi Ahmet Hamdi Önal olan usta şair Ankara Üniversitesi, Felsefe bölümünde okurken 1951-52 yıllarında iki kez muhalefet suçuyla tutuklanmış ve bu sebeple üniversite eğitimini yarıda bırakmıştır.
Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı şairlerinden olan Ahmed Arif şiir yazmaya lise yıllarında başlamıştır. 1940-1955 yılları arasında çeşitli dergilerde şiirler yayınlayarak edebiyat yolculuğuna devam etmiştir. Şiirlerinde kendine has bir tarz kullanırken lirizmi ve toplumcu gerçekçiliği de ustaca işlemiştir. Tüm bunların ardından uzun soluklu bir suskunluk dönemine giren şair nihayet 1968 yılında uzun emekler verdiği ilk kitabı olan Hasretinden Prangalar Eskittim isimli kitabını sevenleriyle buluşturmuştur. Şiirlerinde daima ezilen, dışlanan kesimi savunarak halkın yanında olmuştur. Buna en güzel örnekte 1943’te Van’da yaşanan Muğlalı Katliamı için yazdığı Otuz Üç Kurşun isimli şiiri olmuştur. Bu şiir sebebiyle bir gece ansızın gelip sabaha kadar dövmüşlerde yine vazgeçmemiş ezilenin sesi olmaktan.
“ Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van’da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari guvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı…
Yiğitlik inkar gelinmez
Tek’e – tek döğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzuç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda… “
Şairi Mecnun Eden Leylası
Yazdığı şiirler, haklının yanında durma çabası bir yana biraz da Leyla Erbil’e olan büyük aşkıyla tanırız onu. Leyla’sına mektuplar yazıyordu, ona doymanın ahmaklık olacağını düşünüyordu hep. Aşkını tüm dünyaya duyurmak istiyordu fakat şans ondan yana olmadı. 1955 yılında evlendi Arif’in büyük aşkı, Leyla’sı. Leyla’nın aşkından Mecnuna dönmüş şairimiz vazgeçer mi yazmaktan? Bir mektup daha yazdı evlendiğini duyunca.
“Evleneceksin demek? Herhal çocuğu sevdin! İnşallah mesut olursun canım. Ama müstakbel kocan bana yazdığına kızmayacak cinstendir inşallah. Yoksa seni kaybetmek, sesini duymamaktansa gebereyim daha iyi olur’’
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana..
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM/AHMED ARİF
Dediğini yaptı, yıllarca yazmaya devam etti.. 1967 yılında sevgili eşi Aynur hanımla evlenene dek. Yaptığı bu evlilikten bir de oğlu oldu. 1972 yılında dünyaya gelen oğluna Filinta ismini vermişti. Oğlu onun en değerli hazinesiydi. Onun nüfus cüzdanını yıllarca ceketinin cebinde, göğsünün tam üstünde taşıdı.
Şairin şiirleri aynı zamanda birer şarkıyı anımsatır. Şiirleri Cem Karaca, Suavi, Edip Akbayram, Fikret Kızılok gibi birçok usta isim tarafından bestelenerek dinleyiciye sunulmuştur. Sanata birçok yönden katkısı olan değerli şairimiz 2 Nisan 1991 yılında geçirmiş olduğu kalp krizi sebebiyle hayatını kaybetmiştir.